Ticari Dava Niteliğindeki Menfi Tespit Davalarında Zorunlu Arabulucululuk

Arabuluculuk, son yıllarda ciddi bir kurum olarak hukukumuza girmiş en önemli alternatif çözüm yollarından bir tanesidir. Geçtiğimiz yıllarda kanun koyucu, mahkemelerin iş yükünü azaltmak amacıyla arabuluculuk kurumunu hukukumuzda yaygınlaştırmaya çalışmış ancak istenilen başarıların elde edilememesinin ardından "dava şartı zorunlu arabuluculuk" kurumunu ihdas etmiştir. Buna göre, kanun koyucunun dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulmasını öngördüğü durumlarda davacı, davasını açmadan önce arabulucuya başvurmak durumundadır. Dava, ancak arabuluculuk sürecinin tamamlanmasından sonra açılabilecek olup arabuluculuğa başvurulmaksızın açılan davalar, işin esasına girilmeksizin reddedilmektedir.

Zorunlu arabuluculuk, ilk aşamada iş hukukundan doğan uyuşmazlıklar için öngörülmüştür. Buna göre, 01.01.2018 tarihinden sonra kanundan, bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılacak davalarda, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunlu hâle getirilmiştir. (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3)

Kanun koyucu, süreç içerisinde zorunlu arabuluculuğun sınırlarını genişletmiş ve 19.12.2018 tarih ve 30630 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun ile birlikte 01.01.2019 tarihinden itibaren ticari alacak davaları için de dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmasını zorunlu hâle getirmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na getirilen 5/A maddesi ile konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulacağı ifade edilmiştir.

Getirilen düzenleme ile teoride ve uygulamada da birtakım tartışmalar meydana gelmiştir. Bunlardan biri de ticari dava niteliğine haiz menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının zorunlu olup olmadığıdır. Ticari davalar TTK m. 4'te şu şekilde tanımlanmıştır;

"Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;

a) Bu Kanunda,

b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,

c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,

d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,

e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,

f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde,

öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır."

Menfi tespit davaları ise kabaca davalının iddia ettiği bir hak ya da hukuki ilişkinin gerçekte var olmadığını ispatlamak amacıyla açılan davalardır. Bu itibarla söylenebilir ki, örneğin iki sermaye şirketi arasında bir şirketin diğerine borçlu olmadığının tespiti için açılan dava, ticari dava niteliğindeki bir menfi tespit davasıdır. Bir açıdan bakıldığı zaman, bu dava neticesinde elde edilecek hüküm bir tespit hükmüdür, belirli bir paranın ödenmesi şeklinde bir eda hükmü içermeyecektir. Öte yandan mahkemece dava sonunda verilecek hüküm, bir ticari alacağın aslında olmadığına veya gerçekte var olduğuna ilişkin tespit içereceğinden aynı zamanda ticari alacağa ilişkin bir dava niteliği de taşıyacaktır. Kabaca özetlenen bu ikilik sebebiyle ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarının zorunlu arabuluculuk kapsamında olup olmadığı tartışmalı idi.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 13.02.2020 tarihli güncel bir kararında bu hususu karara bağlamaktadır. 2020/85 Esas ve 2020/454 Karar sayılı ilâmında Daire, "ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına ve arabuluculuğa gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığına" hükmetmiştir.

Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, önüne gelen bir dosyada çeşitli Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasında bu hususta çelişki bulunduğu ve bir içtihat birliği sağlanması gerektiği kanaatiyle Yargıtay'ın ilgili Hukuk Dairesinden görüş alınmasını talep etmiştir. Dosya, 19. Hukuk Dairesine gönderilmiş, Dairece yapılan incelemede, ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarının zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığı ifade edilmiştir. Daire, kararının gerekçesinde;

TTK m. 5/A hükmünün lafzının son derece açık olduğunu, emredici nitelikteki bu kuralın dar yorumlanması ve dava şartı arabuluculuğun kapsamının genişletilmemesi gerektiğini, menfi tespit davası açmak isteyen bir kimsenin önce arabulucuya başvurmak zorunda bırakılmasının kanuna aykırı olduğunu, menfi tespit davasının konusunun bir miktar alacak ya da tazminatın ödenmesi olarak değerlendirilemeyeceğini, menfi tespit davasında sadece tespit hükmü kurulduğunu, hükmün herhangi bir alacağın tahsilini gerektirmediğini, menfi tespit davası sonunda verilecek hükmün ilamlı icraya konu edilemeyeceğini, bu itibarla kanun koyucunun amacının menfi tespit davalarından kaynaklanan ticari uyuşmazlıkları zorunlu arabuluculuk kapsamı dışında bırakmak olduğunun anlaşıldığını ifade etmiştir.

Bu şekilde, çeşitli mahkemeler arasındaki görüş farklılıkları Yargıtay 19. Hukuk Dairesi tarafından yukarıda anlatılan karar ile sonlandırılmıştır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarının zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığını, menfi tespit davası açılmadan önce arabulucuya başvurmanın zorunlu olmadığını hüküm altına almıştır. Kanaatimizce de alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuruyu zorunlu hâle getiren bir düzenlemenin geniş yorumlanmaması isabetli olmuştur.

Av. Oğuz MESCİOĞLU